Yorum l Fenerbahçe Beko Ailesi

Yorum l Fenerbahçe Beko Ailesi

(twitter: @FBBasketbol)

Dün akşam ilk Fenerbahçe Beko maçıma gittim. Rakip dünkü maçın ardından 14 galibiyet, dokuz mağlubiyet ile dördüncü sırada yer alan Gaziantep Basketbol’du. Çocukluğumda babamla ortak tutkumuz olan sporla ilgili çok güzel anılarımız oldu ama maalesef maça gitme kültürümüz yoktu. Bu nedenle maça gitme alışkanlığım oluşmadı. İstanbul’da 2,5’uncu yılım olmasına rağmen Darüşşafaka ve Anadolu Efes maçları hariç maça gitmedim. Fakat son dönemde “İstanbul’da okuyan sporsever bir öğrenci olarak neden daha çok maça gitmiyorum?” diye düşündüm ve harekete geçtim. İlk maçım, bir Fenerbahçeli olarak son yıllarda izlemekten en çok keyif aldığım takım olan Fenerbahçe Beko’nun maçı oldu. Maç ve maça gitme tecrübemi anlatmadan önce bunların az maça gitmiş birinin ilk izlenimleri olduğunun altını çiziyim.

İlk gözlemim, Fenerbahçe Beko maçına gitmenin Fenerbahçe taraftarları için sosyal aktiviteye dönüşmüş olması. Maçı izlediğim yerde iki aile halinde maça gelmiş bir grup vardı. Bu grubu maç öncesi Café Crown’da yemek yiyip sohbet ederlerken de görmüştüm. Yani Fenerbahçe Beko maçına gitmek bu iki aile için basketbol izlemek veya tuttukları takıma destek olmaktan ibaret değil. Aynı zamanda ailecek keyifli vakit geçirebilecekleri bir sosyal aktivite. Bunu Türkiye’de başarmak çok zor. Çünkü istikrarlı ve karakterli bir takım ile taraftarlara maç izlemek dışında da keyifli vakit geçirme imkanı sağlayan bir salon/saha gerektirir. Aynı konuyu taraftar sayısı ve profilleri çok farklı olsa da Anadolu Efes üzerinden ele alalım. Takım bu sene çok iyi ve TrendBasket’in hazırladığı dosyaya göre takımın EuroLeague seyirci ortalaması 6,874. Bu sezon bu doğrultuda doğru yola girdiler fakat son yıllarda genel bir Anadolu Efes tribün kültüründen bahsetmek mümkün değil. Örneğin geçen sezonun EuroLeague seyirci ortalaması 3,899’du. Bunun sebebi kulübün kemik futbol taraftarları olmaması kadar istikrarsız geçen yıllar ve Sinan Erdem’de maç izlemek hariç yapılabilecek hiçbir aktivitenin olmaması da etkili.

(twitter: @FBBasketbol)

İkinci gözlemim takım ve taraftarın birbirini çok iyi tanıması. Tribünde maçı izlerken takımın taraftarın aklından ne geçtiğini, taraftarın da oyuncuların ve Obradovic’in aklından ne geçtiğini bildiği hissini alıyorsunuz. Örneğin dünkü maçın ilk periyodunda çeyreğin bitmesine 5:05 varken skor 9-4’tü. O anda oyuna Kalinic girdi. Bu değişikliğin ardından sağımda oturan bir kişi “Kalinic’in girmesi iyi oldu, sahadaki enerjiyi arttıracak.” dedi. İkinci periyodun bitmesine 07:35 kala, skor 25-22 iken, Dixon oyuna girdi. Kalinic yorumunu yapan kişinin arkadaşı, ikinci periyot başlamadan “Dixon’ın girmesi da lazım, Kalinic tek başına yetmedi.” demişti. Nitekim maçtaki enerji ve konsantrasyonu yükseltip maçı çözen iki isim Kalinic ve Dixon oldu.

Son olarak maç, maç önündeki öngörüme paralel gelişti. Fenerbahçe’nin maç boyunca maçı kopardığı son bölüm hariç enerji ve konsantrasyonu yüksek değildi. Gaziantep Basketbol da savunmada disiplinli, hücumda topu iyi paylaşan derli toplu bir takım olduğu için maçın son bölüme kadar kopmasına izin vermedi. Fenerbahçe’yi son bölüme Dixon ve Kalinic’in performansları taşıdı. Son periyotta Obradovic önce Melli’nin beş numara olduğu, sonra daha da kısalıp Kalinic’in beş numaraya geçtiği beşlerle sahada kaldı. Kısaldığı andan itibaren vidaları sıkan Fenerbahçe, 25-9’luk seri yakaladı ve maçı 84-67 kazandı.

Fenerbahçe Beko-Gaziantep Basketbol maçı benim için güzel bir tecrübe oldu. “Daha fazla maç tecrübesi yaşama” mottoma devam edeceğim. Ettikçe ilgimi çeken noktaları yazıya dökmeye devam etmeyi planlıyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *