Röportaj l Jurgen Klopp: “Hayat bir hediyedir. Yaşarken özenli olmalı ve keyif almalıyız.”

Röportaj l Jurgen Klopp: “Hayat bir hediyedir. Yaşarken özenli olmalı ve keyif almalıyız.”

*Röportaj: Jonathan Liew

29 Mayıs’ta Independent’ta yayımlandı.

(independent.ie)

Jurgen Klopp’un birçok içten kahkasının ilki, röportajın ilk üç saniyesinde geldi. Klopp’un gülüşünde, kendine has bir sempatiklik var. Biraz keyif biraz alay var ama hangisinden ne kadar olduğunu anlayamıyorsunuz. Bir süre sonra ise şunu anlıyorsunuz: Klopp ağır ve sıkıcı soruları sevmiyor. Şu an 51 yaşında ve hayat, banellik için çok kısa.

Doğrusu, zaman zaman bir soruyu cevaplamaya başlayıp bambaşka bir yerde bitirdiği oluyor. Caz, sadece kendisinin takip edebildiği ritimlerin ilişkileri gibi…

Şu anda iyi bir modta. Liverpool’un Costa Del Sol’daki kampında, Akdeniz suları kayalara çarpıyor, güneş ışığı mücevherleri parlatıyor. Garsonlar sağlıklı salata ve detox meyve suları servisi yapıyor. Çok yoğun geçen Premier League sezonu geride kaldı, Klopp’un kariyeri için çok önemli olan Tottenham finali önümüzde, ama şu an ikimiz de rahatız.

Neden? Klopp’un da birkaç kez vurguladığı üzere hayat bir hediyedir.

  • Futbolu neden seviyorsunuz?

“Ha, ha, ha! Tamam. Futbolu neden seviyorum? Futbolu hayatım boyunca sevdim. Ya da düşünmeye başladığımdan beri diyim. Ve oyunu ilk gündem beri seviyorum, çünkü arkadaşlarımla yapabiliyorum, birlikte. Olabileceğiniz en iyi takım olmak için arkadaşlarınızın yeteneklerini kullanmanız gerekiyor. Bunu sevdim. Hepimiz birbirimizden faydalanıyoruz. Ve oyunun kendisi: koşmak, şut çekmek, biraz çirkef olmak. Oyuna aşık olmakla ilgili böyle hissediyorum.”

  • O zaman kolektiflikte size çeken bir şeyler var?

“Babam tenis antrenörüydü. Tensite daha yetenkli olduğumu düşünüyordu. Fakat tenis oynamam mümkün değildi. Yalnız olup saatlerce idman yapacak çocuk değildim. Futbolu ise bıraksalar günde 12 saat oynayabilirdim.”

  • Açıkça anlaşıldığı üzere akıllı birisiniz. Dünyaya dair bir perspektifiniz var, ilgileriniz var. Ve hayatınızı tümüyle futbola adadınız. Futbola adadığınız yıllara; antreman sahasında, video izlerken, çalışırken geçirdiğiniz saatlere dönüp bakınca, hiç aklınızı daha iyi kullanabileceğinizi düşünüyor musunuz?

“Muhtemelen yapmalıydım. Ama 33 yaşında hayatım doğru yönde değişti. Çünkü spor güzeldir, ama o alanda çalışmak istediğime dair herhangi bir gösterge yoktu. Düşüncem tıp okumaktı. Ama hep tıp okuyup hem futbol oynayamazdım. Hayatımı futbol oynamak üzerine inşa etmeye çalıştım. Pek sorumlu bir düşünce değildi. Akıllıca da değildi. Kazandığımız para hiçbir şeydi. Kariyerimi bitirir bitirmez, üç gün sonra çalışmaya başlamam gerekti.”

“Sonra Mainz’ın Teknik direktörü olma fırsatıyla hayatım değişti. Bu şans lotaryayı kazanmak gibiydi. Futbolu benim oynadığım gibi oynuyorsanız, oyun hakkında dahi bir çocuk olduğunuz zamandan daha çok düşünmeniz gerekiyor. Bana en çok bu yardım etti. 5 yaşında başladım ve 30’lu yaşlarımın ortasında teknik direktör oldum. Farkında olmadan geçen 28 yıl aslında benim eğitimim olmuş.”

Kolektiflikteki vurgu Jurgen Klopp’un hayata karşı bakış açısına ayna tutuyor. Politik olarak kendini Merkez sol olarak tanımlıyor. “Birçok konuda konservatif olmakla ilgili bir problemim yok. Ama politikada nasıl tanımlanır, kesinlikle merkezin sol tarafındayım. Çünkü toplumla ilgiliyim, hepimizin iyi davranmasıyla ilgiliyim.” ifadelerini kullandı.

Liverpool’un kulüp olarak sahip olduğu ilkeri anlamak görmek kolay. Eşitlik ilkesiyle yönetilen bir şirket. Salah’tan toplantı odasındaki masaları cilalayan adama herkesin değerli hissetmesine özen gösteriliyor. Futbol, gerçeklen kolektif bir temel üstüne şekillenmesi gereken zor bir spor. Sadece 11 oyuncu birden birlikte hareket ettiğinde gerçekten çalışan bir sistem. Kulübün sosyal sorumluluk projeleri, maç günü toplum hizmetleri gibi çalışmalarındaki amacı, kendimizden daha az şanslı kişilere yardım etmeliyiz düşüncesini aşılamak. Fakat sporda bunu başarması kolay değil. Avrupa futbolu, insafsızca, ümitsizce en fakirden en zengine doğru kademelere ayrılmış durumda. Dünyadaki en büyük kulüplerden biri olarak Liverpool, bu düzenden avantaj sağlayan kulüplerden biri. Çoğu rakibinden daha fazla harcayarak elit seviye kulüpler arasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Klopp, nispeten avantajlı bir konumda olmasına rağmen, ileride oluşabilecek tehlikeyi önceden görüyor. Rekabeti korumak adına Finansal Fair Play’in hakkıyla uygulanmasını destekliyor.

  • Sizce futbol hala iyilik adına bir güç mü?

“Pozitif etkiliyor mu? %100. Soyunma odası, farklı kültürlerin bir arada çalışması adına mükemmel bir örnek. Çünkü ortak bir amaçları var: kazanmak. Futbol adına sevdiğim noktalardan biri birçok insanı bir araya getirilebiliyor olması. Sadece tribün değil, sahada da 95 dakika boyunca bir grup insan aynı duygu, odak ve enerjiyle mücadele ediyor. Birlikte kutlayıp birlikte üzülüyorsun. Evet, hala iyilik adına bir güç. Fakat farklı sebeplerden bu durum biraz teklike altında.”

  • Neden futbolun tehlike altında olduğunu düşünüyorsunuz?

“Organizasyon nedeniyle tehlike altında. Çünkü sürekli gelişiyor ve giderek daha çok rekabet, daha çok maç doğuyor. Futbolcuların antremana, maça ihtiyacı var ama dinlenmeye de ihtiyaçları var. 1 Haziran’da final maçını oynayacağız. Ama bitmiyor, sonra Uluslar Ligi maçları var, Afrika Uluslar Şampiyonası var. Sezonu 2 Temmuz civarı açmıştık. Aralıksız, 12 ay futbol.”

  • Ama bu oyunun finansal yönünün bir dayatması değil mi? Yani futbol bu günlerde maaşlar üzerinden şekillenmiyor mu?

“Ama, uluslararası organizasyonlar neden harcadığından daha fazla kazanıyor? Neden FIFA’nın harcadığından çok para kazanması gerekiyor? Neden FIFA’nın banka hesabında para bulunması gerekiyor? Dünya Kupası neden daha da büyümeli? Neden gerektiğinden fazla para kazanmalı, daha büyük binalar dikmek için mi? Bence bunlara gerek yok. Dünya Kupası ve Şampiyonlar Ligi, zaten işleyen düzenler. Ama durmaksızın büyüme arzusu var. Önümüzdeki Dünya Kupası’nın 420 takımla değil, 30 takımla yapılacağını öğrendim, sevindim. Daha fazla maça ihtiyacımız yok.”

  • Peki kulüp futbolu hakkında ne düşünüyorsunuz? Eskiden nispeten küçük takımlar büyük ligleri kazanırdı. Artık finansal dengesizlikten ötürü her yıl Juventus İtalya’yı, PSG Fransa’yı, Bayern Münih Almanya’yı kazanıyor, bu bir problem mi?

“Olabilir. Çok uzun süre Almanya’daydım ve Bayern hep orada gibi hissettim. Fakat her zaman şıçrama yapabileceğiniz bir boşluk vardır, her zaman. Leverkusen bu sene harika bir takımdı. Dortmund hep var. Wolfsburg’un fazlasıyla iyi bir sezonu vardı. Leipzig ivmeyle yükseliyor. Rekabet var yani. İngiltere zaten çok zorlu. Dürüst olmak gerekirse İtalya Ligi’nin işleyişiyle ilgili pek bir bilgim yok. Agnelli ailesi (Juventus’un sahibi) ne kadar işin içinde bilmiyorum. Ama tabii ki dikkatli olmalıyız. Finansal Fair Play bu nedenle var. Herkes birbirine benzer veya eşit şansa sahip olsun diye. Formula 1’de, Ferrari daha hızlı bir araç yapabilir. Fakat ‘pit stop’ noktasında durmayacak bir araç olamaz. Hepsi bir yerde durmak zorunda. Bu nedenle adil bir rekabet.”

  • Ajax gibi Şampiyonlar Ligi yarı finaline kalmış ama sezon bittiğinde dağılacak takımlar olduğu sürece de adil mi?

“Bu ülkenin ve ligin çapıyla ilgili. Haklısın, ama bu düzeni nasıl değiştirebiliriz?”

  • Bilmiyorum, bu nedenle bu durumu çok endişe verici buluyorum.

“Fakat bu sezon kupaya çok yakınlardı. Tottenham hak etti, ama Ajax da şanssızdı. Fırsat yarattılar. Biz Dortmund’la yıllar önce bir şans yaratmıştık. Biz en büyük balıklardan biri miyiz? Kendimizi o seviyede olmak için zorladık. Spurs ile bize bak, sadece Şampiyonlar Ligi’ni kazanmak için inşa edilmiş takımlar var ama yine de biz finaldeyiz. Demek ki ihtimal var. Her zaman avantajlı durumda insanlar olacak. Aslolan bunu adil bir seviyede tutup, yüzleşip oynamak. Bu kadar basit.”

(liverpoolfc.com)
  • Genel olarak, insanların daha az imkanı olanlara yardım etmesi gerektiğine katılıyor musunuz?

“Herkes gibi benim de önceliğim ailemin iyi olması. Fakat bunun dışında, hepimizin halini geliştirebilme şansı olmasını istiyorum. Avrupa’da durum bu şekilde veya böyleydi, emin değilim.”

  • Avrupa’da ve Dünya’da populist sağ tandanslı partilerin yükselişinden endişe duyuyor musunuz?

“Kim değil? Tam kapasite şekilde beynini kullanan kim değil? İnsanların neden eğer ortada sorunlar varsa, sağ tandanslı insanların sorunları çözebileceğine inandığını anlamıyorum. Ama bu durum sol kanadın da sorunu. Çünkü çözüm önerileri üretmiyorlar. Sağduyu politikada özlediğim bir olgu. Yani sadece partinin iyiliği veya insanların iyi pozisyonlara gelmesi için çalışmamak. Neden en kalifiye insanlar siyasette değil? Çünkü muhtemelen onlara yeterince ödeme yapılmıyor. Özellikle Almanya’da. En akıllı insanlar büyük şirketlerde çalışıyor. Sonuç olarak, kalanlarla idare ediyoruz.”

  • Liverpool her zaman politik bir şehir olmuştur. Toplumsal olaylara duyarlılık yüksektir. Bu durum işi alırken sizi teşvik eden noktalardan biri miydi?

“Hayır, Liverpool şehrindeki politik durum hakkında bir fikrim yoktu. Avrupa’da bir kulübe imza atarken bu konu üzerine pek düşünüldüğünü sanmıyorum. Muhtemelen demokratik başka bir ülkeye gidiyorsun, sıkıntı yok. Brexit oylaması özelinde, Liverpool’un benimle benzer fikirde olduğunu duydum.”

  • Sizce şehir (Liverpool) sizin değerlerinizi paylaşıyor mu?

“Aslında öyle olduğuna eminim, ama bana bunu insanların söylemesi gerekiyor. Şehir ve ben, ateş ve su gibiyiz. Örneğin cuma geceleri, teknik ekibin dışarı çıkma günü. Sadece ben katılmıyorum. Çünkü katılırsam kimse eğlenemez. Bununla bir sıkıntım yok. Bildiğim ise futbolun şehirde çok önemli olması. Bu hayalini kurduğum bir şeydi. Kulübün gücü. Burada gördüğüm imkanlar, potansiyel. Bunlar hoşuma giden noktalar.”

Klopp’un saha kenarındaki sinirli tavırları veya takımının oynadığı operatik futbol nedeniyle yargılayanlar, birebirde daha neşeli ve filozofik bir insan olduğunu öğrendiklerinde mutlu olacaklardır. Alman teknik direktör asla bir maçın sonucuyla yaşayan veya ölen bir antrenör olmadı. Muhtemelen gerçek kayıpların neler olduğunu bildiği için. 32 yaşında babasını kanserden kaybetmesi, futbol mentoru Wolfgang Frank’I birkaç yıl önce kaybetmesi Klopp’un bakış açısını değiştirdi. Yani onun efsane Bill Shankly’nin hafif kinayeli “Futbol ölüm-kalım meselesi değildir, oldukça fazlasıdır.” düşüncesine katılmadığını söyleyebiliriz. Klopp Mainz’da 7 yıl geçirdi. İlk menajerlik tecrübesiydi ve kulüp tarihinde ilk kez Bundesliga’ya yükseldiler. 7 yıl da Borussia Dortmund’u çalıştırdı. Sarı-siyahlılarla iki Bundesliga şampiyonluğu ve bir Şampiyonlar Ligi finali yaşadı. Bu sezon Liverpool’daki dördüncü sezonu oluyor. Anfield’da yaptığı tüm olumlu gelişmelere rağmen, hala büyük bir kupa kazanamamış durumda. Fakat kırmızılarla son dönemde geçirdikleri veya geçiriyor oldukları yolculuğu düşününce, kupa gerçekten o kadar önemli mi?

  • Çalıştırdığınız kulüplerin hepsinde oldukça güçlü duygusal bağlar kurmanız hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Bilmiyorum. Ama bildiğimiz kadarıyla yalnızca bir hayatımız var. Bu nedenle hakkını vermeliyiz. Bazen tek başına bunu başarırsın, bazense olmaz. Kalan vaktimiz? Futbolun hayatın eğlenceli kısmında yer aldığını biliyorum. Bu yüzden insanların devamlı olarak sıkarsak, neden maçlarımıza gelsinler? Onlara heyecan yaşatmalıyız. Bu net bir şekilde asıl amaç. Fakat bunun yanında paylaşılan güzel anlar da olmalı ve biz bunlara sahibiz.”

  • Her zaman futbolun ölüm-kalım meselesi olmadığını söylediniz. Gerçek hayat ve kayıplarla tanışmış olmanız bunda etken mi?

“Çoğunlukla Tanrı’ya olan inancım bana yardım etti. Hayat bir hediyedir. Özenli olmalı ve ondan keyif almalıyız. Bazen de çaresine bakmalıyız. Ve hayatta her zaman işler istediğiniz gibi gitmez. Artık beş yaşında değiliz. Bir şey deniyorsam, onu elde edip edememekten sorumluyum. Eğer başaramadıysan, tekrar denemelisin. Diğer yandan eğer senin için anlamını yitirdiyse, o zaman başka bir şey yapmalısın. Finalleri kaybetmem konusu (Klopp yerel ve uluslararası seviyede oynadığı son 6 finali kaybetti.) insanların aklında. Hoş değil. Fakat bu gerçeği yok sayamam. İnanılmaz bir yolculuğun içindeyim. Çoğu zaman son ana kadar geldik. Finallerde başkalarını beklediler ama biz çoğunlukla oradaydık.”

  • Yolculuğun, ulaşılan nokta kadar değerli olduğunu düşünenlerden misiniz?

“Sağduyulu olmak gerekirse evet. Çünkü tabii ki yolculuk önemli. Nasıl göz ardı edilebilir? Birkaç gün önce sonlanan sezonumuzu örnek alabiliriz. Sadece 97 puana bakarsan yetersiz, ikinci olduk. Ama sezona bakarsan harika bir sezon geçirdik.”

  • Şampiyonluğu kaybettikten sonra çok üzgün gözükmediniz?

“Değildim. 97 puan topluyorsunuz ve City Leicester karşısında bir gol atıyor. Eğer bu olursa, lütfen ne yapabilirsiniz ki? Başka birilerinin başarısız olmasını umamazsınız. Elimizden gelenin en iyisini yaptık ve 97 puan topladık. Ama final tabii ki daha farklı. Oraya kazanmaya gidiyoruz. Güçlü ve fark durumda olan bir rakibimiz var. Geçen yıl da bu noktayı tecrübe etmemiz avantajımız olarak görülebilir. Onlar da geçen yıl kaybetmemiz üzerimizde baskı oluşturursa avantajlı konuma geçebilir. Hepsi muhtemelen. Önünde sonunda, oraya kazanmaya gidiyoruz.”

(trtworld.com)

12 ay önce, Liverpool Şampiyonlar Ligi finalinde Real Madrid’e 3-1 kaybetti. O gece çoğu Liverpool’la da hala iz etmiş bir yara. Bale’ın olağanüstü golü, Karius’un mental olarak çökmesi, Salah’ın erken sakatlığı derken kaçmış bir şampiyonluk. Sadece Tottenham karşısında Wanda Metropolitano’da alınacak bir galibiyet o gecenin olumsuz izlerini tamamen silebilir. Eve döndükten sonra bir video viral oldu. Klopp arkadaşlarıyla birlikte evinde zıplayarak “I saw the European Cup” şarkısını söylüyorlar. “Madrid çok şanslıydı. Yine de sakin kalacağız ve kupayı Liverpool’a getireceğiz.” ifadesi de duyuluyor. Klopp’un da itiraf ettiği üzere alkollüymüşler.

Yine de videoda dikkat çeken önemli bir detay var. Zıplarken Klopp’un elinde Alex Oxlade-Chamberlain’in fotoğrafı var. Geçtiğimiz yıl yarı final maçında sakatlanan ve finalde takımıyla birlikte olamayan Chamberlain’i, antrenörü unutmamış. Bu örnek, Liverpool ailesine girdiğiniz zaman unutulmadığınızın bir göstergesi.

  • Kiev’i (geçen yılki Şampiyonlar Ligi finali) aşmanız ne kadar sürdü?

“Maçı izledin, olanları gördün. Ne yapılabilirdi ki? Evet hayal kırıklığı, üzüntü gibi duygular yaşadım. Ama İngiltere’ye vardığımızda, üstesinden gelmiştim. Sanırım bunu yapan tek kişiydim. Çünkü ailem ve arkadaşlarım durumu sindirememişti. Sonra aklıma Kiev’de uçuş sırasında bekleyen, kafası eğik insanlar geldi. Şunu fark ettim: Tekrar yapmak istiyorum. Tekrar bu noktaya gelip bird aha denemek istiyorum. Hemen ertesi sene başaracağımızı beklemiyordum, güzel bir durum.”

  • Futbolun control edilemezliği ile nasıl başa çıkırıyorsunuz? Kompany’nin golünü, Salah’ın sakatlanmasını veya Bale’ın rövaşatasını kontrol edemiyorsunuz. Çok çalışıyorsunuz, ama bu size başarıyı garanti etmiyor.

“Top kalanin içine girer veya girmez, bunu kabullenmeniz gerekir.”

  • Beni çıldırtırdı.

“Üstesinden geliniyor. Yıllar önce (2014) kupa finalini Bayern Münih’le oynadık. Kora kor bir maçtı. Bir gol attık. Gol çizgisi teknolojisi yok. Hemen hemen stadyumdaki herkes gördü fakat hakem göremedi. Uzatmalar: Bayern bir gol attı ve çözüldük, bir gol daha ve son. Biz kaybetmedik. Ama insanlar bunu duymak istemiyorlar, sadece sonucu önemsiyorlar.”

Biz konuşmasaydık, Salah-Ramos pozisyonuyla ilgili kim konuştu? Kim ya Karius kafa sarsıntısı geçirdiyse diye düşündü? İnsanlar sarkastik şekilde “Ha ha, kafa sarsıntısı geçirmiş.” Şeklinde konuştu. Ama sarsıntı geçirdi! Finalden beş gün sonra, 37 veya 40 kafatası sarsıntısı puanı vardı. Bunları nasıl kullanabilirsin? Sadece arkana yaslanıp olanları Kabul etmeyi öğreniyorsun. Kendi içinde hesaplaşıyorsun. Yarım umma. Ben hüsrana uğramış bir insan değilim. Final bittikten sonra gollerin nasıl atıldığıyla ilgilenilmeyecek. Belki 10 dakika, sonrasında konu kapanacak. Öte yandan bizim için hayatımızı değiştirebilir, içinde bulunduğumuz nokta bu.”

  • Tutkulu ve inançlı bir yapınız olması size yardımcı oluyor mu?

“Sakinim. Hayatımın mükemmel olmasını beklemiyorum. Hayatım beklediğimden çok daha iyi gelişti. Bu yüzden neden son %5’lik kısmı için endişe ediyim? Çok aptalca olurdu. “Guardiola sürekli kazanıyor ama ben hep kaybediyorum.” Lütfen! Eve gidiyorum ve harika bir ailem var. Gerçekten mutlu bir insanım. Benden daha başarılı insanları nasıl kıskanırım? Veya benden iyi menajerleri? Hayata her zaman hediyeymiş gibi davranıyorum.”

  • Fazlasıyla kendinden memnun biri olmanın riskleri var mı? Çoğu insan başkalarıyla rekabet etmekten besleniyor.

“Kazanmayı benden çok isteyemezsiniz. İmkansız. Bu durumda diğer menajerler beni nasıl teşvik edebilir? En iyisi olmaya çalışmıyorum. Hedefim bu değil. Takımımın en iyisi olması için uğraşıyorum. Bu kesinlikle doğru, ama kıskançlık size yardımcı olmaz. Hiçbir zaman.”

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *