Çeviri l Data Analizi, Liverpool’u Nasıl Zirveye Çıkardı?

Çeviri l Data Analizi, Liverpool’u Nasıl Zirveye Çıkardı?

*Yazar: Bruce Schoenfeld

22 Mayıs tarihinde New York Times’ta yayımlandı.

(goal.com)

Liverpool’un araştırma ekibinin başında yer alan Ian Graham, elinde bilgisayar çıktılarıyla Jurgen Klopp’un ofisine girdiğinde zaman Kasım 2015’ti ve Klopp’un kırmızıların başındaki 3. haftasıydı. Graham, o ana kadar tanışmadığı Klopp’a çalışmalarının neler yapabileceğini göstermeye gitti ve Alman menajerin onları kullanmasını umdu.

Graham kağıtları Klopp’un önündeki masaya yaydı ve Klopp’un eski takımı Borussia Dortmund’un önceki sezon oynadığı bir maçla ilgili konuşmaya başladı. Dortmund’un kendisinden zayıf rakibi Mainz’a karşı sayısız fırsat yakaladığını fark etti. Yine de Klopp’un takımı maçı 2-0 kaybetti. Graham çıktılarının ne gösterdiğini anlatmaya başlarken Klopp, “Maçı izlemişsin. Çılgındı. Onları öldürdük, sen de gördün.” dedi.

Graham maçı görmemişti. Ama geçmiş sonbaharda, Liverpool mevcut teknik direktör yerine kimin getirileceğine karar verirken, Klopp’un çalıştırdığı Dortmund’un bütün pas, şut ve müdahale denemelerini geliştirdiği bir matematiksel modele işlemişti. Daha sonra modelinin oyuncuların performanslarını incelemesine dayanarak Dortmund’un tüm maçlarını değerlendirdi. Fark çok çarpıcıydı. Borussia Dortmund geçen sezonu 7. bitirirken model 2. bitirmesini gerektiğini işaret ediyordu. Ian Graham, hayal kırıklığı yaratan sezonun suçlusunun Jurgen Klopp olmadığı, sadece yakın geçmişin en şanssız takımlarından birini çalıştırdığı sonucuna vardı.

Mainz maçında, grafiklere göre Dortmund 19 şut çekerken Mainz 10’da kalmış. Sarı-siyahlılar maçın neredeyse 2/3’ünü control etmiş. Dortmund topu ofansif alanına 85 kez taşırken Mainz bunu 55 kez yapmıştı. Bunun sonucunda Dortmund rakip yarı sahada 36 kez topla buluşurken Mainz 17 kez buluşmuştu. Fakat Dortmund iki hatayla maçı kaybetti. Önce 70. dakikada penaltı kaçırdılar, dört dakika sonra kendi kalelerine gol attılar. Dortmund o maçta skor hariç her istatistikte Mainz’dan üstündü.

Futbolda, kökten değişimler sonuçları diğer sporlardan daha direkt şekilde değiştirebilir. Skor değişimi daha nadir, Premier League’de maç başına üçten az. Yani topun birkaç santimle ağlara veya dışarıya gitmesi sonucu, beyzboldaki bir gol veya NFL’deki bir sayıdan daha çok etkiliyor. Ian Graham, bir ay sonra Klopp’a bu sefer Hannover maçıyla geldi. İstatistikler Mainz maçından bile dominant şekilde Borussia lehineydi. Şutlar 18’e 7, ceza sahasına atılan toplar 55’e 13, başarılı orta 11’e 3 Dortmund lehineydi. Graham, “1-0 kaybettiniz, ama şansınızı iki katına çıkardınız.” dedi.

Klopp: “Maçı izledin mi?”

Graham: “Hayır, sadece…”

Klopp: “Onları öldürdük! Hiç öyle bir maç görmedim. Kazanmalıydık, sen de gördün.”

Graham o maçı da izlememişti. Hatta Klopp’a, Dortmund’un geçen sezon oynadığı hiçbir maçı ne canlı ne video olarak izlemediğini söyledi. Futbolda görülebilecek en üst düzey atletizm seviyelerinden birini veya drama görmek istemiyorsa, izlemesine gerek de yoktu. Neler olduğunu anlaması için, tek ihtiyacı olan kendi modeliydi.

Analitik veriler, son yıllarda beyzbol ve basketboldaki taktikleri derinden etkiledi. Analitik yaklaşımın, önünde sonunda diğer sporlara nazaran istatistiğin daha az ehemmiyetli olduğu futbola da etkisi büyük olmaya başladı. Cambridge’den teorik fizik doktorası bulunan Ian Graham, database’inden dünya genelinde 100 bin futbolcuyu takip ediyor. Liverpool hangi oyuncuyu transfer etmeli veya alınan bir oyuncu nasıl kullanılmalı noktalarında tavsiyelerde bulunuyor ve Liverpool’un tekrar zirveye çıkmasında büyük rol oynadı.

İki Pazar önce, Liverpool futbol tarihinin en çekişmeli sezonlarından birini tamamladı. Premier League’de oynadığı 38 maçta yalnızca bir kez yenilmesine rağmen ikinci oldu. Sezonu Liverpool’un bir puan önünde noktalayarak şampiyon apoletini koruyan Manchester City, Ocak’tan beri tüm maçlarını kazandı. (Liverpool, 97 puanla Premier League’de 3 puanlı sistemde en yüksek puanla ikinci olan takım oldu.) Kuzey Amerikalı taraftarlar için, Liverpool’un sahibi olan Amerikalı iş adamları, geçen sezonun MLB şampiyonu Boston Red Sox’ın da sahipleri. Bu arada Manchester City’nin de New York Yankees ile iş bağlantıları var.

City’nin önünde yer almaya çalıştığı dönemde Liverpool, aynı zamanda Şampiyonlar Ligi’nde diğer Avrupa devleriyle de mücadele ediyordu. Şampiyonlar Ligi yarı final ayağında, muhtemelen en iyi futbol takımı olan Barcelona karşısında 3-0’lık mağlubiyetin ardından 4-0’la finale kaldılar. 1 Haziran’da, Tottenham ile karşılaşacaklar.

Liverpool, diğer büyük kulüplere nazaran data analizlerinden hem yönetimsel hem taktiksel olarak daha çok faydalanıyor. Bunun son dönemdeki yükselişteki payını ölçmek zor fakat kulübün çıkışı, derin hesaplamaları İngiltere ve ötesinde kabul edilebilir, hatta pazarlanabilir kılıyor. Artık daha fazla takım yarışmacı olabilmek için futboldan gelmeyen data analizcileri bünyesine katıyor.

Jurgen Klopp, Borussia Dortmund’u çalıştırırken -diğer birçok antrenör gibi- data analizi yapmıyordu. Graham 2015’te Klopp’un odasından çıktığında, Alman Teknik direktör aydınlanmıştı. Dortmund’un hiçbir maçını izlememesine rağmen Graham’ın, sari-siyahlıların geçirdiği şanssız sezonun analizini yaptığına ikna olmuştu. Ardından Klopp, eğer Graham’ın analizleri olmasaydı Liverpool’un yeni menajeri olmayacağını öğrendi. Konuyla ilgili “Binanın arkasındaki departman, burada olmamım sebebi.” ifadesini kullandı.

Şampiyonlar Ligi yarı finali ikinci maçının 79. dakikasında, Trend Alexander-Arnold, başka bir arkadaşının kullanması için korner direğinden ayrılıyordu. Fakat o esnada, Barcelona oyuncularının dikkatlerinin dağınık olduğunu fark etti. Sadece birkaçı Trent’in olduğu yere bakıyordu. “Fırsatı fark ettiğiniz anlardan biriydi.” diyor Trent. Daha sonra korner direğine adımladı ve topu Barcelona ceza sahasına gönderdi.

O ana kadar, Liverpool şansları eşitleyerek zaten olağanüstü bir geri dönüşe imza atmıştı. Barcelona’nın ilk maçtaki 3 golünü karşılayan 3 gol atmışlardı. Eşleşme başlamadan önce, Barcelona turun favorisi olarak görülüyordu ve ilk maç bu durumu pekiştirmişti.

1975-1990 arası bir jenerasyon boyunca, Liverpool dominanttı. Bu dönemde İngiltere’nin en üst liginde 10 şampiyonluk kazandılar. Avrupa Kupası’nı 8 yılda 4 kez kazandılar. Liverpool FC çok başarılıydı ve İngiltere’nin en görünür ihracatlarından biri oldu. Avrupa’ya ilaveten, futbolla ilgilenmeyen Avustalya ve Amerika gibi yerlerde dahi taraftar kulüpleri organize edildi.

İngiliz kulüpleri o günlerde taş ocakları veya otoparklardan zengin olmuş iş adamlarına aitti. Bu durum dünyanın en zengin adamlarından biri kulüp satın alınca değişti. 1997’de, Mısırlı iş adamı Mohamed al-Fayed, 2. ligde bir Londra takımı olan Fulham’ı satin aldı ve 1. lige çıktılar. 2003’te Rus oligark Roman Abramovich Chelsea’yi, 2007’de Stan Kroenke , Wall-Mart varisinin eşi, Arsenal hisseleri biriktirmeye başladı. Aynı yıl, Liverpool’un yaklaşık yarım yüzyıldır başındaki aile, kulübü iki Amerikalı iş adamına sattı: Tom Hicks ve George Gillett. Hicks beyzbol takımı Texas Rangers ve hokey takımı Dallas Stars’ın sahibiyken, Gillett NHL takımı Montreal Canadiens’a ilgi duyuyordu. Liverpool halihazırda yarım milyon sakini olan, Beatles’ı çıkarmış bir liman şehri. Tershane ekonomisi yabancı şirketlerin Londra, hatta Manchester’dan daha az ilgisini çekiyor ve Hicks ile Gillett’in futbola fazla parası kalmamış. Birkaç yıl sonra, Liverpool borca girdi ve sahada da başarılı değildi.

(premierleague.com)

Ekim 2010’da, iflas süreciydi, Hicks ve Gillet New England Sports Ventures’dan gelen 480 milyon dolarlık teklifi Kabul etmek zorunda kaldı. En büyük hissadar ve eski yatırım menajeri John Henry, Missouri ve Arkansas’ta küçük kasabalarda büyüdü. Çocukluk tutkularından biri, gerçek beyzbol oyuncuların kartlar tarafından temsil edildiği bir zar oyunu olan A.P.B.A beyzboldu. Henry, soya fasulyesi pazarındaki iniş-çıkışları hesaplayan bir algoritma yazdı ve zengin oldu. Aynı tür analizler şirketinin DNA’sını oluşturdu. Neredeyse hiçbir karar, analiz yapılmadan alınmadı.

Henry’nin şu an Fenway Sports Group olarak bilinen grubu Liverpool’u aldığında, takım 20 yıldır ligi zirvede tamamlayamıyordu. Fenway şeyhler veya oligarklar kadar para harcayamayacağı için akıllı olmalıydı. Fenway sahipliğinin ilk altı yılında Liverpool ligi yalnızca bir kez 6. sıranın üstünde bitirdi. Bu süreçte yalnızca bir kez Şampiyonlar Ligi’ne katılabildi, onda da çeyrek final göremeden elendi. Independent’a göre Klopp’un Liverpool’da başarılı olmak istiyorsa aşması gereken ilk engel, kulüpte kanıksanan istatistiklerin çoğu soruya cevap vereceği inancıydı. Fakat Graham ve analiz ekibinin Liverpool’a etkisi, adım adım ve pozitif yönde oldu. Aynı zamanda Klopp daha geleneksel kaynaklara da kulak verdiği için oluşturulan taktik, istatiklerin ve sezginin karışımı bir taktik oldu. Şampiyonlar Ligi yarı finaline hazırlanırken Klopp, normalin üstü hızdaki savunmacılarıyla Barcelona hücumcularına yapacağı baskı ve bunları kontratağa dönüştürme üzerine odaklandı. Plan çoğunlukla işledi. İlk maçın başlangıç bölümünde, Barcelona oyuncuları şaşırmış gözüktü. Fakat futbolda sıkça karşılaştığımız üzere, taktiksel üstünlük skora dönüşmedi, tersine Suarez bir gol attı.

1-0’lık Liverpool mağlubiyeti, kulübün 19. Yüzyıldan beri evi olan Anfield Road’da dramatik bir maç vaat ederdi. Fakat maçın ilerleyen bölümünde futbol tarihinin en iyi futbolcularından biri olan Lionel Messi, iki gol kaydetti. İkinci gol barajı ve kalecinin ellerini geçen harika bir frikikti. Bu durum, taktiksel olarak ne kadar hazır ve donanımlı olursanız olun, en üst seviye yetenekler karşısında çaresiz kalınabileceğinin sembolü gibiydi. Klopp maç sonunda Messi hakkında, “Bu tarz anlarda durdurulmaz bir oyuncu.” ifadesini kullandı.

Şampiyonlar Ligi’nde deplasman golü avantajı var. Bu eğer Barcelona Anfield’da bir gol atsaydı, Liverpool’un 5 gol atması gerektiği anlamına geliyordu. Yetmezmiş gibi Mohamed Salah ve Roberto Firmino sakattı ve maçta forma giyemedi. Yine de Salah yerine forma giyen Divock Origi, maçın 7. dakikasında takımını öne geçirdi ve Anfield’daki kalabalık alevlendi. Daha sonra Liverpool ikinci yarının başında iki gold aha buldu. Bu bizi Alexander-Arnold’ın kornerine getirdi.

Atışı kullanmadan önce Origi’ye baktı. Trent korneri kullanmak üzere yön değiştirdiğinde Origi de pozisyonunu değiştirdi. Top direkt olarak Origi’ye ulaştı, Belçikalı oyuncu da topu ağlara yolladı. Bu gol asla önceden planlanamayacak, hesaplanamayacak bir gol. Graham maçın ardından “Dördüncü golle hiç alakamız yok.” şekline mail attı.

Brezilya efsanesi Pele bir keresinde futbolu “güzel oyun” diye adlandırdı. Tanımı o bulmamıştı ama söyledikten sonra tanım oturdu. Futbol akıcılık yönünden beyzbol ve Amerikan futbolundan, skor yönünden basketboldan ayrı bir spor. Yaşanan olayları maddi olarak ölçmek çok zor. Yetenek genellikle estetik penceresinden değerlendiriliyor. İyi bir oyuncuya benziyorsanız, genel hissiyat öyle olduğunuz yönünde oluşuyor.

Çoğu spor oyunculara ve takımlara değer biçmek için istatistikleri kullanıyor. Son zamanlara kadar, futbolda kimse tabelanın ötesini umusamıyordu. Artık kaç farklı oyuncu şut attı, takımlar topa hangi yüzdeyle sahip oldu gibi metriklere ulaşabiliyoruz. Fakat bu bilgilerin hiçbiri, sahanın içinde olanları tam olarak açıklayamıyor.

Örneğin top savunma oyuncusundan dışarı çıkarsa rakip takım golle sonuçlanabilecek bir korner kullanmaya hak kazanıyor. Teoride korner kazanmak iyidir, rakipten daha fazla korner kullanmak iyi bir strateji olarak görülebilir. Fakat kornerler bazı takımlar için diğer takımlardan daha faydalı olabiliyor. Örneğin merkeze gelen pasları skor yapmak için kullanabilen hücumcuları olan takımlar. Ama öte yandan savunmadan sıyrılabilme yeteneği olan hücumculara sahip takımlar şansını daha çok akan oyunda yaratmak istiyor. Bu takımlar korner yaratmak istemiyor, olduğunda da memnun olmuyorlar.

Veya topa sahip olmak üzerinden düşünelim. Takımlar genelde top ayaklarında değilken gol atamaz, bu nedenle topa rakipten daha fazla sahip olmak kulağa hoş geliyor. Yine de bazı takımlar topa sahip olmak istemiyor. Bir keresinde defansif oynayan İzlanda takımının bir üyesi bana bu durumla ilgili “Topa sahip değilsen, arkanda boş alan bırakamazsın.” ifadesini kullanmıştı. 2016’da İzlanda, İngiltere gibi kendinden güçlü takımları eleyerek Avrupa Şampiyonası’nda çeyrek finale kalmıştı. Turnuvadaki hiçbir maçlarında topa daha fazla sahip olmayı düşünmediler.

Bu tarz durumlardan ötürü, futbolun Michael Lewis’in “Moneyball” isimli kitabında Oakland A’in beyzbol takımının oyuna analitik bakarak nasıl fark yarattığını anlattığı tarz bir istatistiksel yaklaşıma uygun olmadığı düşünülür. Futbol maddi olarak ölçülemez görülür. Maçın çoğunda boşluk bulabilmek için top oyuncudan oyuncuya dolaşır. Everton geçen yıl kendisini kovana kadar yaklaşık 30 yıldır 12 farklı takım çalıştıran Sam Allardyce futbolla ilgili “Oyunumuz istatistiklere bakarak karar vermek için çok tahmin edilemez. Durum beyzbol veya Amerikan futbolundan farklı.” ifadelerini kullandı.

Chelsea 2008’de Premier League’in ilk analitik departmanını kurdu. Ardından Arsenal StatDNA isimli bir istatistiksel analiz şirketi satın aldı. Fakat takımı çalıştıran menajerler datayı sporda kullanmanın bir avantajını görmediler, veya yerlerini kaybetmemeye çalışmaktan datayı sporda nasıl kullanılacağını çözmeye vakitleri kalmadı. Birkaç yıl önce, Londra’da OptaPro konferansı gerçekleşti. Yine de okların yer aldığı grafiklerin veya aksiyonun nerede gerçekleştiğini gösteren ısı haritaların oyuna az da olsa etkisi vardı. Yeni metrikler ortaya çıktıkça, spikerler ve antrenörler onları Kabul etmemekle gurur duydular. ESPN’de çalışan eski bir Premier League oyuncusu Craig Burley’e bir takımın “gol beklentisini” yorumlaması istendiğinde “Ne kadar saçma! Ben de Christmas’ta Noel Baba’dan bir şeyler bekliyorum ama olmuyor.” yanıtını vermişti.

Arsenal ve Chelsea gibi takımların en iyi yetenekleri toplayabilecek güçleri var. Liverpool’un ise durumu daha farklıydı. Onlarla rekabet edebilmek için farklı bir yaklaşıma ihtiyaç vardı. Eğer bilgileri toplamak ve analiz etmenin gol atmakla bir bağlantısı varsa, bunu denememek saçmalık değil mi?

Anfield’da geçtiğimiz Ocak’ta oynanan bir maçta, Naby Keita topu solundan aldı ve dripling yapmaya başladı. O anda Liverpool ligde liderdi. Bir gün önce Manchester City’nin kaybetmesi, Liverpool’a Leicester City’I mağlup ettiği takdirde puan farkını 7’ye çıkarma imkanını sundu. Graham, oturduğu yerden Keita’yı yüreklendirdi. Keita iki savunmacıyı geçtikten sonra bir anlığına tereddüt etti ve topu kaybetti. Graham kenarda iç çekti.

Graham Cardiff’e arabayla bir saat uzaklıkta bir Liverpool taraftarı olarak büyüdü. Çocukluğu (1970’ler, 80’ler) Liverpool’un dominasyonunda geçti. Her maçtan önce Graham ve üç analisti bilgi topluyordu. Oyuncular bazı tavsiyelerin doktora seviyesi matematikten geldiğini güçlükle fark ediyordu. Alex Oxlade-Chamberlein konuyla ilgili “Birinin kapalı kapılar ardından çözüm bulmak için saatlerce uğraştığını biliyoruz. Bize sadece ne yapmamız gerektiğini söylüyor.” ifadesini kullandı. Graham ve ekibi takımın sol ayaklı kanadının defansın üstünden gole doğru ortalar yaptığını raporlayabilir. Ama istatistikler, sağdan gelen daha az etkileyici ama daha isabetli ortaların daha fazla tabela değiştirdiğini söyleyebilir. Bu durum futbolda devrim niteliğinde.

(skysports.com)

Ian Graham’ın bir numaralı görevi Liverpool’a hangi oyuncunun transfer edileceğine dair yardım etmek. Bunu sahip olduğu bilgiler ışığında yapıyor. Yapmadığı şey ise o maçları izleyerek değerlendirmelerde bulunmak. Bu durumla ilgili Graham, “Videoyu sevmiyorum, insanda önyargı oluşturuyor. Eğer önerdiğim bir oyuncu başarısız olursa mahçup hissediyorum. Eğer birinin iyi olduğunu düşünüyorsam, gerçekten iyi oynamasını istiyorum.” ifadelerini kullandı. Keita Graham’ın keşfi. 5 yıl önce Salzburg’da oynarken ürettiği istatistikler, daha önce gördüğü kimseye benzemiyordu. O zamanlar Keita 6 numara rolündeydi. Daha sonra 8 numaraya evrildi.

Naby Keita’nın değişimi, geleneksel istatistiksel yaklaşımı ters köşeye yatırdı. Örneğin futbolda basketboldan farklı olarak oynadığın pozisyon, gole yakınlığını direkt etkiliyor. Graham da geleneksel istatistikleri yetersiz buluyor. Pas isabet yüzdesi gibi nispeten daha gelişmiş istatistikleri daha az küçümsese de onları da yeterli görmüyor. Onun yerine aylarca yapılan herhangi bir aksiyonun (pas, şut vb.) ardından gol atma ihtimalini hesaplayan bir model üzerine çalışıyor. Modeli sayesinde bir maçın kazanılmasında her oyuncunu ne kadar katkı sağladığını ölçebiliyor. Doğal olarak, bu metrikte en yukarıda olan oyuncular Graham’ın transfer listesinde de en tepede oluyor.

Naby Keita’nın pas isabet yüzdesi başka bir elit seviye orta sahanın altındadır. Fakat Graham, Keita’nın paslarının isabetli olması halinde ulaştığı takım arkadaşına gol atmak için daha fazla imkan sağlayan paslar olduğunu fark ediyor. Scout’ların Keita’yı izlediğinde gördüğü, çok yönlü bir orta saha profili. Graham’ın laptop’unda gördüğü ise bir fenomen. Gineli orta saha topu sürekli gol için daha avantajlı bir noktaya taşımaya çalışıyor. 2016’dan beri Graham Liverpool’a Keita’nın ismini söylüyor, 24 yaşındaki oyuncu geçen yaz takıma katıldı.

Ocakta oynanan Leicester maçında Keita’nın performansı Graham’ın vaatlerinden farklı gözüküyordu. Hesaplamalar her zamanki kadar iyi olduğuna işaret ediyordu ama taraftarlar ve yönetimden kişiler aynı şekilde düşünmüyordu. Keita ve Graham’a birkaç gol veya assist yardımcı olurdu. İkinci yarıda Keita yine dripling yapıyordu ve birkaç savunmacıyı eksilttikten sonra kaleciyle baş başa olduğunu fark etti. Graham da oturduğu yerden ayağa kalktı. Ardından Leicesterlı bir savunma oyuncusu müdahale etti ve penalty çalınmadı. Ardından Keita oyundan çıktı. Graham’a “Keita iyi oynadı mı?” diye sorsaydım bana cevap vermedi, ertesi gün istatistiklere bakıp yanıtını verirdi.

Ian Graham doktorasından sonra çalışırken bilim insanı olmak istemediğine karar verdi. Konuyla ilgili, “Klasik tezler 1970’lerde yazılmış. Yani en fazla ufak bir gelişim sağlayabilmek için çalışıyorsunuz.” Ifadelerini kullandı. Biri ona futbolda faydalanılmak üzere kurulan bir girişimde iş imkanı sununca, ilgisini çekti.

2008’den 2012’ye kadar Graham Tottenham’a tavsiyelerde bulundu. Takımın başında o dönemki çoğu teknik direktör gibi tavsiyelerine pek kulak asmayan menajerler yer alıyordu. Ardından Fenway Liverpool’u satin aldı ve mantalitesini yerleştirdi. Bu bağlamda sahip olduğu beyzbol takımlarındaki gibi bir data analizi departmanı kurması için Graham’i işe aldı. Liverpool’un scout ekibinin başındaki Barry Hunter, “laptop çocukları”, “Oyunu bilmiyorlar.” gibi ithamlarla sık karşılaştıklarını söylüyor.

Geçen kış bir akşamüstü bilgisayarından bazı grafikler açtı ve onları ekrana yansıttı. Grafiklerde toplam gol sayısı, oynanan dakika başına atılan goller, yaratılan fırsatlar ve gol beklentisi gibi istatistikler vardı. Graham’ın “basit” olarak tanımladığı bu istatistiklerle çalışmasına şaşırdım. Bununla ilgili “Bazen daha fazlasına bakmaya gerek yoktur.” sözüyle nedenini anladım.

2014’te Chelsea Mohamed Salah’ı kadrosuna kattı. Salah kulübe İsviçre takımı Basel’den gelecek vaat eden yıldız adayı olarak geldi. Chelsea’de tam anlamıyla sönük denebilecek bir performans sergiledi. İki sezonda sadece 13 maça çıkıp iki gol atabildi ve zamanının çoğunu başka takımlarda kiralık olarak geçirdi. Sonunda, Roma’ya transfer oldu.

İngiliz futbolseverlere göre Premier League’de oynamak farklı bir deneyim. Lig çok daha dengeli ve çoğu maç rekabetçi geçiyor. Oyun daha fiziksel oynanıyor. Medya ilgisi ve baskısı çok yüksek. Hava genellikle berbat. Bazı oyuncular Premier League için uygun olmayabilir. Graham Salah’la ilgili “Chelsea’de başarısız olduğuna dair bir algı var. Buna saygı duyuyorum ama katılmıyorum.” Graham’a göre Salah’ın Chelsea’deki performansı Chelsea’den öncesi veya sonrasına paraleldi. Aynı zamanda Chelsea’de forma giydiği 500 dakika çok küçük bir örneklem.

Graham Liverpool’a Roma’da parlayan Salah’ın transfer edilmesini tavsiye etti. Amerikan sporlarında, başka bir oyuncu karşılığında takasla kadroya katılabilirdi. Fakat futbolda transferler parayla gerçekleşiyor. Eğer oyuncu teklif edilen ücretten, takımın yer aldığı şehirden veya çalışacağı antrenörden memnun olmazsa, transfer teklifini Kabul etmeyebilir. Öz kaynak oyuncular yetiştirip satmak, küçük takımlar için iyi bir ayakta kalma yöntemi. Bayer Leverkusen gibi kendi ülkesinin en üst liginde yer alan takımlar bile rekabetçi kalabilmek için oyuncu yetiştirip satıyor.

2017 Temmuz’unda Liverpool Salah için Roma’ya 41 milyon dolar ödedi. Graham’ın analizleri Mısırlı oyuncunun, paslarıyla gol pozisyonu yaratmada mevkisinin en iyisi olan Firmino ile iyi bir ikili olabileceğini öngörüyordu. Süreç tamı tamına bu tahmin gibi gelişti. 2017-2018 sezonun Mohamed Salah 32 golle Premier League rekorunu kırdı. Dünyanın en popular futbolcularından biri oldu. Liverpool Şampiyonlar Ligi’nde finale kaldı. Bu başarı, Henry ve ekibinin doğru temeller attığının ilk kanıtı oldu. Salah bu sezon da Premier League gol krallığında zirvede yer alan üç oyuncudan (biri de takım arkadaşı Sadio Mane) biri oldu.

Liverpool’a geldikten kısa süre sonra Graham, sol kanat için Inter’den Coutinho’yu takip ediyordu. Kırmızılar Brezilyalı oyuncuyu 16 milyon dolara kadrosuna kattı. Sonraki beş yılda, Coutinho Liverpool’a çok katkı sağladı. Geçen yıl, Barcelona Coutinho’yu 170 milyon dolara transfer etti. Ardından Liverpool üç oyuncuyu 200 milyon dolara kadrosuna kattı: Alisson Becker, Van Dijk ve Fabinho. Üç oyuncu da takımın temel yapı taşlarından oldular. Henry, Coutinho satılmasaydı bu üç oyuncuyu kadrolarına katamayacaklarını söyledi.

Ian Graham’la birlikte astrofizik okumuş Tim Waskett, matematik diploması bulunan eski satranç şampiyonu Dafydd Steele ve Harvard mezunu Will Spearman’la birlikte çalışıyor.

Leicester maçının ertesi sabahı Naby Keita ve Graham yan yana kahvaltı ettiler. Bir akşam önce kenardan bağırdığı futbolcuyla ilgili Graham, “Benimle maç hakkında konuşmak isterse her zaman kapım açık ve mutlu olurum, ama istemiyorsa da onu rahat bırakırım.” ifadelerini kullandı.

Graham’ın ekibinden Spearman, “Futbolda performansı doğrultusunda en isabetli şekilde değeri biçilen oyuncu kimdir?” sorusunu gündeme getirdi. Daha sonra “Messi olmalı. En iyi oyuncu değilse bile ikinci. Yani en kötü ihtimalle görüldüğü yerden bir basamak farklı noktada olabilir.” dedi.

Spearman’ın Liverpool’un son dönemdeki başarısına pek fazla etkisi yok. Onun yaptığı işlerin çoğunu Klopp görmüyor ve oyuncu keşfetme konusunda da ilk sorumlulardan değil. Zaten sporla ilgili asgari seviyede bilgi sahibi. Graham bu durumun bir sakıncası olmadığını “Futbolu neden daha farklı oynamıyoruz?” sorusu üzerine çalışıyor olmalarıyla açıklıyor. Futbol binlerce tekil aksiyonun belirlediği bir oyunken Graham’ın modeli pas, şut vb. birkaç metriği ölçebiliyor. Bu durumla ilgili Graham, “Data analizinde hala belirli sınırlar var bu nedenle zaman zaman sisli bir gözlükten bakmak gibi oluyor.” sözlerini kullandı. Spearman tam bu noktaya çözüm bulmaya çalışıyor.

Vaktinin çoğunu video takipli bir model geliştirmek üzerine harcıyor. Model, toplu-topsuz tüm aksiyonlara sayısal değerler yüklüyor. En ufak aksiyonun tüm yönlerini göz önünde bulundurarak ne kadar değer kattığını, ne kadar iyi uygulandığını anlamaya çalışmak olarak tanımlıyor. “Bunu başarabilirseniz, yeni bir bakış açısı kazanırsınız.” diyor Spearman.

Liverpool ilk olarak Tottenham’ı nasıl yenebileceğine odaklanmalı. Bu kulüp bu süreçte henüz şampiyonluk kazanmadı. Yine kaybedilecek bir final, data analizinin bir takımı belli bir noktaya kadar getirebildiğini ortaya koyabilir. Bu tabii ki de adaletsiz bir çıkarım olur. Futbol bir soya fasulyesi olsaydı hata şansın olmazdı ama futbol çok fazla tahmin edilemeyen etkenin olduğu bir oyun. Leicester maçında Keita’nın golle sonuçlanmayan atağı, rahatlıkla penaltı da olabilirdi. Penaltıdan gelecek bir gol Liverpool’u Premier League şampiyonu yapabilirdi. Ama olasılığın doğası bu. Her hesaplamayı doğru yapsan bile doğru sonucu doğurmayabilir. Kazanan takım her zaman en doğru hesaplamaları yapan, en işlevsel modelleri uygulayan takım olmayabiliyor. Bu durum Henry’nin yıllar önce oynadığı beyzbol zar oynunda öğrendiği bir durum. Hesaplanamayan unsurlar data analizine zaman zaman zarar veriyor olabilir ama aynı zamanda oyunu güzelleştiriyor.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *